BEN KİMİM?

Sorulmadan söylenince sanki daha kolay oluyor. 1965 İstanbul doğumluyum. Ama 65’in Kasım ayı ve Kasım’ın da sonu… Ona göre hesaplarsanız, sevinirim.

Doğduğum yer Beşiktaş… 8 yaşıma kadar da orada yaşadım. Sonra sırasıyla Göztepe, Moda, Salacak, Koşuyolu ve Feneryolu derken, Kadıköy’lü olup çıktım.
Şimdilerde hayalim İzmir’li olabilmek, o ayrı…

Üç kişilik bir aileydik… Babam İTÜ mezunu bir Yüksek Makine Mühendisi, annem Ticari İlimler Akademisi mezunu bir ev hanımı… Onlar evlendikten tam 13 yıl sonra doğmuş olmam, benden önce tam beş kardeşimi henüz doğmadan kaybetmiş olmaları ve benim doğumumun da tıp literaturüne geçecek kadar olaylı yaşanması nedeniyle, tüm sülalenin “gözbebeği” olduğumu söylemem, sanırım abartılı olmaz.

Orta ve Liseyi Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nde okudum. Kişiliğimi ve yaşantımı bugünkü haline taşıyan en önemli birinci çevre ailem ise, ikincisi şüphesiz ki bu okul oldu. Yalnızca öğrenim gücüyle değil, sosyal gelişim teşviği ve sunduğu geniş açılı kendini gerçekleştirme fırsatlarıyla, mezuniyet sonrası durup durup şükran duyduğum bu kuruma, bir kez de buradan teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Daha sonra Boğaziçi Üniversitesi’nde Bilgisayar ve Londra Üniversitesi’nde İnsan Kaynakları öğrenimi aldım. Bu yaman çelişki şaşırtmasın sizi; aslında liseden mezun olurken hayalim sinema televizyon yönetmeni olmaktı. Ancak aileme öncelikle koluma bir “altın bilezik” takma sözü verdiğim için ve o dönemde yönetmenlik bu kategoride sayılmadığından, ben de gidip, o dönemde en popular mesleki olduğu için, Bilgisayar eğitimi aldım. Üniversitedeki son senemde ziyaretçi öğrenci kimliğimle Londra Üniversitesi’nde İnsan Kaynakları konusuyla tanışıp, ilk derste aşk yaşayınca da, yönetmenlik hevesimden vazgeçip, “Meğer benim istediğim buymuş, ancak böyle bir kavramdan haberim yokmuş!” diyerek, kariyerimi bu alana yönlendirdim.

Yine çok şanslıydım… Mezun olur olmaz, İnsan Kaynakları alanında çalışılabilecek en doğru Şirkette, Procter & Gamble’da beş yıllık bir profesyonel deneyime sahip oldum. Üstelik yalnız Türkiye’de değil, kendimi bu süre zarfında Amerika Birleşik Devletleri’nin yanı sıra tüm Avrupa ve Kuzey Afrika ülkelerindeki pek çok uygulamanın da içinde buldum.

Bir taraftan anne ve babamın sağlık sorunları ki onları bu sorunlar nedeniyle altı ay arayla kaybettim, bir taraftan akıl almaz yoğunluktaki yurt dışı seyahatlerim ve tam o döneme denk gelen Şirketin İnsan Kaynakları politikasında, şahsen benimsemekte zorluk çektiğim bazı değişimler nedeniyle 1991 yılında P&G’den ayrılarak, kendi Şirketimi – Karya’yı – kurdum… Ama P&G dostluklarımın yıllar sonra, bugün dahi sürüyor olması benim için büyük bir gurur ve mutluluk kaynağıdır…

Karya, bu yıl 22. yaşına giren bir eğitim ve danışmanlık şirketi… Bu süre zarfında sayısını hatırlayamadığım kadar çok kriz atlattık bu ülkede… Her krizde Şirketlerin ilk kesintiye gittiği kalemin eğitim olduğunu düşünecek olursanız, ayakta kalmanın dahi zor olduğu yıllarda bir eğitim şirketi olarak büyümenin ne anlama geldiğini fark edebilirsiniz. O nedenle açıkça gurur duyuyorum kendimle ve şirketimle…Bu süre zarfında 200’den fazla Şirket müşterim, 50.000’den fazla katılımcı da öğrencim olmuş… Ne mutlu bana…

Son derece yoğun olan iş tempomdan arta kalan zamanlarda sosyal sorumluluk projelerinde var olmaya çalıştım. Yahoo’daki 30.000 üyeli Satış Dünyası grubu, işe alımlarda yaş ayrımcılığı ile mücadele eden 40+ Platformu, yine işe alımlara bir disiplin getirmeye çalışan Adaya Saygı Sertifikalandırması ve beş yıl kurucu başkanlığını yürüttüğüm ATAK Derneği, tamamen sosyal sorumluluk duygusuyla başlattığım girişimlerden bir kaçı…

Kitap okumak en büyük hobimdi, daha sonra doğal olarak işimin en önemli kısmı haline geldi. Yılda ortalama 300 iş kitabı okuyor olduğumu her fırsatta söylemekten de mutluluk duyuyorum. Ve özellikle tüm İnsan Kaynakları profesyonellerine buradan bir kez daha sesleniyorum : Okumadan OLMAZ!

Ama beni en mutlu eden uğraşım, yazmak…

Denemelerimin yanı sıra, son zamanlarda şiirler de yazıyorum… Bu kişisel sitemde sizlerle onlardan bazılarını paylaşıyor olma düşüncesi de bana ayrı bir heyecan veriyor. Umarım siz de onları okurken, benim yazarken aldığım keyfin bir kısmını alabilirsiniz…

Bunların haricinde 30 yıllık bir eski iğne oyalı yemeni koleksiyonum var. Hemen hemen bin parçaya ulaşan bu koleksiyonda beşyüz yıllık parçaların da olduğunu söylersem, en büyük hayallerimden birinin, bir gün onları yanıma alıp, yurt dışındaki sergilerde tanıtmak olduğu düşüncesi, sanırım sizlerden de destek bulur.

Benzer biçimde, o kadar geniş olmasa da, eski Türk kahvesi fincanı koleksiyonum da, genişlemeye devam etmekte..

Hepsi bu kadar mı? Tabi ki hayır… En önemlisi en sondadır her zaman…

Ve tabi ki Dila… Biricik kızım…

Dünya bir yana, o bir yana diyeceğim küçük varlığım o benim…

“Kadınlar, annelerinin karmalarını alırlar” derlerdi de, inanmazdım… Benim doğumum söz ettiğim gibi olaylı yaşanmıştı. Dila’nın doğumunda, ikimiz de mutlak bir ölümden döndüğümüzde, bana mücadele gücünü veren şey, bu söz oldu. Annem ve ben başarmıştık… Ben ve Dila’da başaracaktık… Ve öyle oldu..

Şimdi ana kız hayata sıkı sıkı tutunmanın ve mucizevi bir hediye olarak gördüğümüz bu yaşamın her anının tadını doya doya çıkarmakla meşguluz.

Dila yaşantımın o kadar merkezine oturdu ki, o geldiğinden beri yaşantımı

“Dila’nın nasıl bir annesi olmalı?”,

“Dila ileride benim annem dedikten sonra neler saymalı*” diye üretiyorum…

O nedenle bu site var… Ve ana sayfadaki bu üç sıfat…

“Anne..”

“Yazar ve şair..”

“Eğitmen ve Danışman..”

Hoşgeldiniz efendim, şeref verdiniz kişisel siteme…

Leyla Özlem Demir



Leyla Ozlem Demir

Yeni Yazılarım

  • Bu gece uyuyamamın bir nedeni olduğunu biliyordum… Onca yorgunluğa rağmen tek neden, onuncu kattaki.
  • Şiirler yazacak kadar sevmek lazım; Ve şiirler yazacak kadar özlemek... .
  • Evdekiler simit bekler… Biliyorum… Zaten işareti de az önce geldi..
  • - Durum çok ciddi… - .
  • Araba çalarken telefonuma bakmam… Ama üç kez, dört kez, beş kez, ısrarla arayan bu.