Asıl Roman – (Alıntılar IV)

Araba çalarken telefonuma bakmam…

Ama üç kez, dört kez, beş kez, ısrarla arayan bu numara da kimdi?

Cumartesi sabahı saat dokuz civarı aracımla Türkbükü’ne gidiyorum… Uzun zamandır görmediğim bir arkadaşıma verdiğim sabah kahvesi sözünü yerine getirmek için…

Hava o saatte bile acayip bir sıcak… Temmuz ayının ortalarındayız.. Bir an önce gidip, öğlene kadar da dönmek istiyorum ki toparlanıp denize gidelim…

Telefon belki de altıncı kez çalmaya başlıyor…

Trafiğin yavaşlamasını fırsat bilip, sağa çekiyorum aracımı…

Açıyorum..

-       Alo

-       Alo? Özge Hanım?

İnce ve endişeli bir kadın sesi..

-       Evet benim buyrun?

-       İyi günler.. Ben Akasya Hastanesinden Doktor Semahat Güçlü…

Şaşırıyorum… Herhalde diyorum Damla’yı soracak…

-       Aaaa evet Semahat Hanım… Buyrun.. Nasılsınız?

-       Valla hiç iyi değilim Özge Hanım… İnanın bana hiç iyi değilim…

Sesi gerçekten de hiç iyi gelmiyor diye düşünüyorum… Moralinin bozuk olduğu belli ama benimle ya da bizimle ne alakası olabilir bunun?

-       Hayırdır Doktor Hanım? Konu nedir? Ciddi bir şey mi var?

-       Evet var… Ciddi denebilir mi emin değilim ama çok can sıkıcı…

-       Ay merak ettim şimdi, ne oldu?

-       Sizin eşiniz… Ya da eski eşiniz diyeyim… Adı Ali Samet Yavuz mudur?

-       Eveeettt?

-       Kendisi beni hastanenin başhekimine, Cumhuriyet Savcılığına ve Tabipler Odasına şikayet etmiş…

-       NEEEE!

-       Evet, çok üzgünüm… İki gündür sadece bu konuyla uğraşmak zorunda kaldım…

-       Nasıl olur? İnanamıyorum…

-       Ben de inanamadım başta… Ama öyle…

-       Peki sebep neymiş?

-       Size vermiş olduğum tavsiye yazısı yüzünden…

-       Anlamadım? Hani şu Damla’ya gelişimi için deniz ve kum terapisini önerdiğiniz iki satırlık tavsiye yazısı mı? Ne alakası var?

-       Evet başta ben de anlamadım… Siz onu mahkemeye mi verdiniz? Yazıyı yani?

-       Hayır mahkemeye vermedim… Sadece ona noterden gönderdiğimiz adres değişikliği tebligatının ekine koydum..

-       Tamam işte… O yazı yüzünden beni her yere şikayet etmiş…

-       Ama Semahat Hanım… Ne var ki o yazıda?

-       İşte sözde ben o yazıyı size, sizinle danışıklı dövüş olarak,  Damla’yı Bodrum’a rahat rahat götürebilesiniz diye vermişim…

-       Bu çok saçma… Damla’nın velayeti bende… Onu istediğim her yere götürebilirim… Sadece babasıyla görüşme günlerinde hangi adreste bulunacağımızı resmi olarak bildirmem lazım… Onu da yaptım zaten… Sizin yazınızı da içinde azıcık insanlık kalmışsa, kızının iyiliği adına Bodrum’a gittiğimizi anlasın diye koydum ekine… Gerçekten çok ama çok üzgünüm… Hay Allah… Yapabileceğim ne var?

-       Özge Hanım ben de sizi o nedenle aradım… Biliyorsunuz  o yazıyı elle yazmıştım ve kendime de kopya almamıştım… Şimdi başhekim o yazıyı görmek istiyor.. Sizde kopyası vardır değil mi?

-       Evet, evet İstanbul’da var…

-       Tamam rica etsem bana mail ile gönderebilir misiniz? Ya da başhekime doğrudan faks çektirir misiniz?

-       Tabi ki ama Pazartesi gününü bulur… Ofis haftasonu olduğu için kapalı…

-       Ya sizden çok ama çok rica etsem, biri ofisi açıp yollayamaz mı o belgeyi? Öğleden sonra görüşmem var başhekimle… Benim sözümle olmaz, o da okusun belgeyi…

-       Tamam elimden geleni yaparım tabi ki… Hay Allah… Cidden çok ama çok üzüldüm… Elimizden gelebilecek başka bir şey var mı? Ne diyeceğimi bilemiyorum…

-       Hayır maalesef yok…

-       Peki o zaman ben belgeyi yollayınca size haber veririm…

-       Sağolun, teşekkür ediyorum…

-       Semahat Hanım emin olun çok üzüldüm… Gelince görüşürüz…

-       Aaaa Özge Hanım, bir şey daha…

-       Buyrun?

-       Gerçekten çok üzgünüm ama ben artık Damla’nın terapisini yürütemeyeceğim…

-       Nasıl yani?

-       Emin olun çok üzgünüm ama Damla’nın babası ile daha fazla uğraşmak istemiyorum. Bu konuda eşim de çok rahatsız ve yapabileceğim bir şey yok…

-       Ama Semahat Hanım… Biz size çok güveniyoruz… Hem çok yol aldık sizinle… Tam ortasındayken, nasıl olur, lütfen…

-       Üzgünüm Özge Hanım… Ne yazık ki yapamam… Samet Bey’in ruh sağlığının yerinde olmadığını düşünüyoruz.. Yani hem ben hem de gelip de yüzyüze görüştüğü Başhekimimiz… O yüzden böyle bir risk alamayacağım… Hem hadi diyelim bunu atlattık bir şekilde, siz bana bir daha benzer bir olayın yaşanmayacağı konusunda teminat verebiliyor musunuz?

-       Hayır… Ne yazık ki veremiyorum… Peki Semahat Hanım… Anlıyorum… O zaman her şey için teşekkürler ve tekrar kusura bakmayın… Belgeyi de mutlaka ileteceğim Başhekime öğlene kadar…

-       Teşekkür ederim, iyi günler..

-       Size de…

 

Arabayı çalıştırmadan ne kadar sure bekledim bilmiyorum…

Omuzlarım sanki üzerlerine binen ağırlıkla iki yanıma düşmüştü ve milim kaldıramıyordum…

 

Artık yalnızca beni değil, çevremizdeki herkesi taciz ediyordu…

Kadıncağızın yaşamak zorunda kaldıklarına çok üzülmüştüm… Eşiyle Amerika’dan yeni gelmiş idealist ve gencecik bir uzman… Ve düştüğü duruma bak…

İşte yine aynı şey olmuştu ve tüm tadım kaçmıştı bir anda…

Saatime baktım… Ya eve dönüp tüm gün moral bozukluğuyla içime kapanacaktım, ya da Türkbükü’ne gidip bıraktığım yerden güne devam edecektim…

Karar vermem bir kaç saniyeyi geçmedi…

Onun istediği de bu değil miydi? Beni üzmek? O zaman ne yapıp edip, buna izin vermeyecektim…

Elim kontak anahtarına giderken bir taraftan da arkadaşıma mesaj atıyordum:

“Kahveleri koy ateşe, 10 dakikaya oradayım…”

 

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı...

Yaziya Yorum Ekle