Asıl Roman – (Alıntılar V)

-       Durum çok ciddi…

-       Anlamadım?

-       Durumunuz diyorum gerçekten çok ciddi… Bunu anlayabildiğinizden emin değilim..

Doktorumun yüzü onu tanıdığımdan beri ilk kez gülmüyordu. Yüzüne bakıyordum. O ise başı öne eğik, ısrarla gözlerini benden kaçırarak, elinde tuttuğu tahlil raporlarının sayfalarını ileri geri karıştırarak konuşuyordu.

Durum ciddiydi demek…

Konuşmak istedim.. Boğazıma bir şey takıldı. Hafifçe genzimi temizleyerek sordum:

-       Biraz açar mısınız rica etsem?

Başını sayfalardan kaldırarak yüzüme baktı.

Güçlüydüm… Güçlü görünüyordum… Güçlü olmak ve görünmek zorundaydım… Sanırım bundan cesaret alarak konuşmaya başladı.

-       Çoğunu biliyorsunuz gerçi.. Böbrekler yetmezlikte..

-       Evet..

-       Karaciğer yetmezlikte…

-       Biliyorum, bunu söylemiştiniz…

-       Bebek baş aşağı döndüğü için ayaklarıyla ciğerlere baskı yapıyor… Akciğerler spazma girdi…

-       Evet, başta mide ağrısı sanmıştım o ağrıyı… Sonra anlaşıldı ayaklarıyla ittiği… Oksijen takviyesinin çok faydası olduğunu söyleyemem ama idare ediyorum..

-       Gribiniz zatürreye döndü dönecek… Ateşi düşüremiyoruz hala 38-39 arasında… Steroid vermek zorunda kaldığımız için durum iyice kötüledi…

-       Evet bunu da biliyorum… Bebeğin ciğer gelişimi için bir seçim yaptık ve ben tüm riskleri göze aldım.

-       Tansiyon sorunu devam ediyor… İlaçlara cevap alamaz olduk… 19 altına inmedi 10 gündür..

-       Doğru.. Zaten kaç aydır var tansiyon sorunu…

-       Ve şimdi de… Yani az önce konsültasyon vardı… Durum ciddi…

-       Yeni bir sorun mu var? Bebek iyi durumda demişlerdi bir saat önce ultrason kontrolünde?

-       Yok bebek iyi… Hem de gayet iyi ama nereye kadar kestiremiyoruz…

-       Yeni bir sorun mu var?

-       Var..

-       Doktor Bey lütfen söyler misiniz sorun nedir? Bu arada bir de kanser olmadım herhalde? Bu ne Brezilya dizisi mi?

Ve o anda kahkahayı attı…

Yüzü eski güleryüzlü doktoruma dönmüştü… İçim rahatladı…

-       Ya siz nasıl bir kadınsınız? Bu durumda bile espri yapabiliyorsunuz… Pes vallahi… Hemşireler normalde sizinki kadar ağır vakalardan kaçarlar… Damar kalmadı ellerde, kollarda, ayaklarda… Anestezist yolluyorum kateder takmak için… Ama yeminle yarışıyorlar size bakmak konusunda… Gülmekten kırıp geçiyormuşsunuz onları… Hayretler ediyorum ve hayranlık duyuyorum bu morale…

-       Ben çevremde asık suratlı insan sevmem.. O yüzden yapıyorum bunu, kendim için…

Şimdi ikimiz de gülümsüyorduk… Ama aklım bir türlü dile getiremediği o son sorundaydı… Hani şu çok ciddi olan… Tam havaya girmişken tekrar sordum…

-       Son havadis nedir? Kötü haber tez gelir derler bir de… Sizi tanımayan biri söylemiş bunu sanırım…

Gülümseyerek derin bir nefes çekti…

-       Kalp… Bu sefer kalp…

-       Eeee… Ne olmuş kalbime? Attığına yemin edebilirim…

-       3 kapakçık yetmezliğe girdi… Siz ve Damla’yı tek kapak götürüyor…

İşte bunu beklemiyordum…

Tek kapağın taşıyabileceğinden çok daha ağırdık…

Gözlerim ayaklarıma takıldı… Bir süredir kendi ayaklarım gibi değillerdi… Hastanedeki en büyük boy erkek terliğine bile sadece ayaklarımın ilk üç parmağı girebiliyordu.. Belden aşağım ise hem şiş hem de kıpkırmızıydı… Doktorlar iç kanama olduğunu söylemişlerdi… Sürekli ayaklarımı yüksekte tutmamı istiyorlardı ama o zaman da ciğerlerime baskı yapan minik ayaklar, canımı daha fazla yakıyordu…

Karşı odamdaki anne kız ilk önce benim bayrak kırmızısı külotlu çorapla neden dolaştığımı anlamamışlar, daha sonra dayanamayıp gelip sormuşlardı… Onun kırmızı çorap değil, bacak ve ayaklarımın “yeni nomal” rengi olduğunu fark ettiklerinde ise ufak bir şok geçirmişlerdi…

Demek kalbim de artık yorulmuştu…

Tek kapak…

Tek bir kapak…

-       Peki ne yapacağız?

-       Bebeği almamız lazım… Durum çok ciddi…

-       Ama o daha çok küçük… Henüz 6.5 aylık… En riskli dönemdeyiz…

-       Biliyorum, biliyorum ama sizi kaybetme riskimiz daha fazla…

-       Peki ne zaman almak istiyorsunuz?

-       Hemen… Mümkünse hemen…

Ani bir refleksle iki kolumla birden karnımı kucakladım…

-       Olmaz!

-       Nasıl olmaz?

-       Biz 15 gün daha bekleyeceğiz… Jinekologumla konuştuk bunu… 7 ay dolsun, o zaman bakarız…

-       O kadar vaktimiz yok! Anlatamıyorum size bunu işte…

-       Hayır! Hayır… Damla karnımda iyi durumda olduğu sürece bekleyeceğiz…

-       Bakın siz annesiniz ve sağlıklı düşünemiyorsunuz… Başka bir yakınınız yok mu sizin bu konuda karar verebilecek?

-       Hayır yok…

-       Anne, baba, kardeş falan?

-       Hayır yok…

-       Peki eşiniz nerede?

-       Bilmiyorum…

Kapı tarafından gelen bir kadın sesiyle irkildik…

-       Ben biliyorum!

Saynur’un odaya girdiğini fark etmemiştim… Ne kadar süredir oradaydı ve bizi dinliyordu bilmiyorum…

-       Öyle mi? Siz kimsiniz? Aileden mi?

Atıldım…

-       Saynur benim 30 yıllık arkadaşım… Kardeşim gibidir..

-       Anlıyorum, nerede peki beyefendi? Onunla görüşsek?

Saynur’un yüzünde alaycı ve bir o kadar da acı dolu bir ifade vardı.

-       Bugün ben de aradım işyerini… Özge’ye telefonla ulaşamayınca belki haberi vardır diye.. Beyefendi Finlandiya’daymış.. Şu an itibarıyle oradaki müşterilerine bir proje bitirme yemek daveti veriyormuş… Kutlamada yani…

Odada sessizlik oldu…

Hiç kimse konuşmak istemiyordu…

Bunu bozan doktorumuzun fısıltıya benzer sesi oldu..

-       Eşi ve karnındaki kızı tam anlamıyla ölümle pençeleşirken, beyefendi yurtdışında işle ilgili kutlama yemeği mi veriyor yani? Emin misiniz?

-       Evet… Öyle söylediler…

Doktorum bana döndü… Duyduklarından mahcuptu..

-       Peki Özge Hanım… Anlaşıldığı kadarıyla yapayalnızsınız…

Gülümsedim…

-       Hayır Doktor Bey değilim…

Karnımı okşayarak gülümsedim…

-       Artık Damla var… Biz karar verdik, o, ben ve tek kapağım… Bekleyeceğiz…

Yoruma Kapali