Başlıksız Yazı…

Bu gece uyuyamamın bir nedeni olduğunu biliyordum…

Onca yorgunluğa rağmen tek neden, onuncu kattaki adalar manzaralı balkonumda izlemeye doyamadığım şu muhteşem mehtap olamazdı…

İçimden yazmak geliyordu ama ne yazacağımı bilemiyordum…

Derken amaçsızca dolaştığım Facebook sayfamda, gece yarısını geçtiğimiz için, O’nun doğum günü olduğu haberini gördüm…

Günlük hay huy yüzünden arkadaş olduğumuzdan beri, pofiline hiç bakmamış olduğumu fark ettim…

Tıklayıverince isminin üzerine, sayfasında bir dizi fotoğrafla buluştum…

Dünya güzeli bir erkek çocuğu ve peri gibi bir kız çocuğu… Evet, bunlar onun çocukları…

Hikayesini ilk öğrendiğim günün gecesi, gözüme uyku girmemişti bir türlü… Aklım almıyordu yaşamakta olduğu gerçeğin “GERÇEK”liğini…

Yıllar öncesinde – henüz lise yıllarımdayken – okuduğum o meşhur “The Story of My Life” romanı, Helen Keller’in benzer yaşam mücadelesiyle tanıştırmıştı beni… Belki de o yüzden bu kadar etkilenmiştim onun hikayesinden de…

“Doktor hatası… İhmal…” diyordu yüzünde tarifsiz sancılarla… O günleri anlatırken çektiği acıyı gözlerinde tüm bozulmamışlığıyla görebiliyordunuz…

Hani “iyi ki zaman var” deriz.. Yoksa nasıl katlanabiliriz acının en yoğun haline..

Ya zaman dursa; ya geçmese o andan sonra? diye şükrederiz ya; ne yazık ki bazı acılar geçmediği gibi, zamanla gidip yaşamınızın merkezine dahi yerleşebiliyor…

Karşımda bir anne duruyordu.. Ve tanıdığım en güçlü, en mücadeleci kadınlardan biri… Hatta belki de ilk sırada olanı… O anlatana kadar trajik bir hikayesi olduğunu dahi sezemeyeceğiniz türden hayat dolu…

Oğlu 8 yaşında…

Hem görme hem de işitme engelli…

Doğuştan…

Çocuk yetiştiren her anne bilir…

Sağlıklı bir çocuğu dahi yetiştirmek, çoğu zaman ne kadar zorlayıcı olabiliyor…

Hal böyleyken, çevresiyle görmek, duymak ve dolayısıyla konuşmak yoluyla iletişim kuramayan ama zekasında ya da fiziksel kabiliyetlerinde en ufak bir kusur bulunmayan bir çocuğu yetiştirmek, akıllara durgunluk verecek türden sıradışı bir yaşam hikayesi değil mi?

Ben tüm annelerden çok kısa bir sure de olsa, durup düşünmelerini istiyorum:

Bir çocuk yalnızca koku alma, tad alma ve dokunma duyuları aracılığıyla nasıl büyütülür?

Nasıl eğitilir?

Nasıl geliştirilir?

Gösterdiğiniz şeyi göremiyor…

Söylediğiniz şeyi duyamıyor…

Ve kendini ifade edemiyor…

Karanlık, kapalı bir kutu içinde gibi…

Siz, önce o kutuya girebilmeyi öğreneceksiniz…

Sonra da ona yardımcı olup, o kutudan çıkabilmeyi öğreteceksiniz…

Ve tüm bunları yaparken de, iddialı bir iş kadını, diğer evladınız için iyi bir anne ve harikulade bir eş olmayı da başarabileceksiniz…

Hani basma kalıp, klişe ifadeler vardır… “Sözün bittiği yer” gibilerinden… Bu yazının sonunda onlardan birini kullanmak istemiyorum…

Yetmez, ne kadar düşünsem de bu yazıya bir “başlık” da bulamıyorum…

O, muhtemelen bu yazıdan haberdar olmayacak…

Hem doğum gününün tadını kaçırabilirim endişem var hem de bu yazı zaten ona yazılmadı…

Bu yazı, sıradan hayatlarında, sıradan sorunları, sıradan çözümlerle aşmakta zorlanan BİZ KADINLARA yazıldı…

Ama olur ya, tesadüf eder de okursa yazımı, ona mı ne diyorum?

Iyi ki varsın…

Sen ve senin gibi kadınlar hakkında yazdığımız tüm yazıları BAŞLIKSIZ, yaşadığımız tüm sıkıntıları da işte böylesine ANLAMSIZ kılmak için var!

Doğum günün kutlu olsun canım…

Leyla Özlem Demir
26.05.2013
01:01

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı...

Yaziya Yorum Ekle