Kırmızı Oje

Üç ya da en fazla dört yaşındaydım…

Öğleden sonranın ilk saatleriydi…

Anneannemi uyutup yataktan kalkmıştım…

Hep öyle olurdu zaten…

Anneannem beni uyutmak için benimle beraber yatar, sonra bana masal anlatırken uyuyakalırdı… Masal yeterince ilgimi çekmişse, onu bir kaç kez uyandırıp devamını sorardım ama bunlar hep nafile çabalar olurdu…

Bir kez uyuyakalmışsa, uyansa bile her cümlenin sonunda tekrar uykuya dalardı.. O nedenle ben çok masal dinledim büyürken ama sonlarını hiç bilemedim…

O gün yine anneannemi uyutup yataktan kalkmış olmalıyım… Üzerimde mavi pazen bir pijama vardı.. Parmak uçlarımda annemin yatak odasına gittiğimi hatırlıyorum… Annem evde yoktu… Odasının kapısı da her zamanki gibi kapalıydı.

Kapıyı yavaşça açtım ve gözlerimi kocaman açarak büyük bir hayranlıkla bu yeni döşenmiş odayı seyetmeye başladım.

Gerçekten de annemin mutlu olduğu kadar vardı…

Duvarlar en uçuk pembeden toz pembesi dedikleri renktendi… Yerde bol tüylü bembeyaz bir halı ve tüm mobilyalar beyaz lakeydi…

Annem büyük sevinç yaşamıştı yatak odası tamamlandığında…
Öyle sanıyorum ki, babamla sahip oldukları ilk eli yüzü düzgün yatak odasıydı…

Evlenip Ankara’ya yerleştiklerinde maddi anlamda çok zor şartlar altında bir başlangıç yapmışlardı. Asla şikayet etmez, bununla hep gururlanırlardı.

Babam yeni mezun bir makine yüksek mühendisi olarak Et ve Balık Kurumunda çalışsa da, herşeyi tamam bir ev kurmak için başlangıçta yeterli birikimleri olmamıştı. Evlendikleri ilk yıl evlerinde buzdolabı olmadığı için, babamın bir tahta dolabı Ankara’nın soğuk havasını dışarıdan borularla alarak nasıl buzdolabına çevirdikleri de yeri geldikçe anlatılan bir konuydu…

Odayı hayranlıkla seyrediyordum. İçeri girip girmemekte tereddüt ettim ama bu rüya gibi oda beni tüm gücüyle kendine çekiyordu…

Etrafı karıştırmamaya kararlı olarak girdiğim bu odada, hemen karşıma çıkan tuvalet masasına ve önünde duran pufa bayıldım.

Tuvalet masasının kocaman bir aynası vardı. Bu ayna yüzünden oda olduğundan çok daha büyük göründü gözüme… Tam gözlerimi tuvalet masasından alacağım anda, gözüme o çarptı:

Kırmızı bir oje…

Evet, bir şişe kırmızı oje tuvalet masasının üstünde, sanki bana bakarak duruyordu. Bütün masanın üstü bomboş olduğu halde, sadece o ojenin orada kalması, büyük ihtimalle annemin acelesine denk gelmişti… Herhalde kullandıktan sonra kaldıracak zamanı olmamıştı..

Aslında annemin makyaj malzemelerini o ana kadar merak ettiğimi hiç hatırlamıyorum ama o anda ne olduysa oldu ve ben parmak uçlarımda yükselip ojeyi elime aldım..

Bir hamlede kapağını açmayı başardım, zaten ağzı tam kapatılmamıştı… Tek istediğim fırçasıyla tek bir tırnağımı boyayıp sonra hemen yerine koymaktı. Ama tırnağımı boyarsam odaya girdiğim ve ojeye ellediğim belli olacaktı. O zaman bana kızarlardı. Ojeyi hemen kaldırmaya karar verdim..

Kapağını üstüne bırakıp, şişeyi tekrar tuvalet masasına geri koymak istediğimde, kolum yetişmeyip masanın kenarına elimi çarpmamla birlikte oje elimden kurtuldu, önce benim üstüme, sonra pufa ve geri kalanı da yerdeki beyaz halıya dökülüverdi…

Öylece kalakaldım…

Bir sure ne bir ses çıkarabildim, ne de hareket edebildim…

Adeta şoka girmiştim…

Oje şişesi bir yanda, fırçası diğer yanda ve her yer kırmızıydı…

Oje taze olduğu için olsa gerek, şişedeki bütün oje saniyeler içinde etrafa saçılmıştı… Şimdilerde, isteseniz bunu yapamazsınız… Şişe kırılmamıştı ama içi neredeyse tamamen boşalmıştı…

Dehşet içinde etrafa bakıyordum… Yaşadığım korku, endişe ve üzüntüyü şu anda bile anlatacak söz bulamıyorum…

Sonra birden avaz avaz ağlamaya başladığımı hatırlıyorum… Üzüntüyle korku arası çığlıklar atıyordum…

Ve saniyeler içinde anneannem geldi yanıma… Kapıyı açıp odanın halini görünce önce kırmızılıkları kan sandığından benim için endişelendi… Sonra durumu kavrayınca, vay canıma!!!

Hayır vurmadı… Ben öyle “fıske” yemeden büyüyen çocuklardanım zaten…

Ama geldiğinde annemin ne kadar kızacağı ile ilgili öyle şeyler söyledi ki, dayak yemeyi tercih ederdim…

Annem gelene kadar ağladım…

Çok ağladım…

Hem de çok…

Annem geldiğinde, ortalıkta bulunmamam tembihlenmişti… Ben de odamda beklemeye başladım. Anneannem annemi kolundan tutup önce mutfakta bir şeyler fısıldadı, sonra birlikte yatak odasına gittiler… Önce anneannem çıktı odadan.. Salona gitti… Sonra annemin çıkmasını bekledim ama çıkmadı…

Dakikalar geçti… Ne kadar zaman bilemiyorum…

Belki gerçekten çok uzundu geçen zaman, belki de bana öyle gelmişti, bilemiyorum…

Sonunda annem de çıktı odadan… O da durmadı odamın önünde… Doğrudan salona gitti…

Usulca koridora çıktım. Bulunduğum yerden annemin kanapeye uzanmış halini ve yüzünü görebilyordum. Kızgın değildi ama üzülmüştü… Belli ki çok üzülmüştü… Öyle çok canım acıdı ki anlatamam..

Bana o günkü olayla ilgili annem asla bir şey söylemedi…

Herhalde anneannem saatlerce ağladığımı ve daha fazla üstüme gelmemesi gerektiğini söylemişti ona…

O da öyle yaptı…

Ama mobilyalarla puf temizlense bile, bembeyaz halının üzerindeki bir türlü çıkmayan oje lekesi yıllarca hesap sordu bana odaya her girişimde…

Ondan sonra ne mi oldu?

Ben hiç kırmızı oje sürmedim tırnaklarıma…

Ve sürmem de..

Ve ne zaman kırmızı oje sürülmüş tırnaklar görsem, aklıma o halı gelir, annem gelir, onun ne kadar üzüldüğü gelir ve içim acır…

Hem de çok acır…

Böyle işte…

Leyla Özlem Demir

Bu yazıya henüz yorum yapılmadı...

Yaziya Yorum Ekle